Uyuşturucu kullanma suçu, bireysel özgürlük ve toplum sağlığı

Özgürlük alanına “gayri hassas” biçimde müdahalede bulunan devletten, toplumsal sağlığa ilişkin diğer önemli kategorilerde de benzer derecede bir hassasiyet beklenir.

“`html

Son dönemde ünlü isimlere yönelik gerçekleşen kapsamlı uyuşturucu operasyonları, ülkemizdeki tartışmalı konular arasında yer almakta. Bu durum, politik açıdan veya magazin boyutuyla farklı açılardan ele alınmakta.

Hukuki açıdan incelendiğinde, süregelen ceza soruşturmalarında bazı problematik durumlar göze çarpmakta. Kısaca ifade etmek gerekirse; bir bireyin vücudundan (kan, idrar vb.) örnek alarak uyuşturucu kullanıp kullanmadığını rastgele kontrol etmek doğru değildir. Bunun için bir uyuşturucu suçu veya buna bağlı bir eyleme dair yeterli delil bulunmalıdır. Ancak medyada yer alan haberler, birçok kişinin uyuşturucu kullanmadığini göstermekte. Bu durum, hem hukuksuz bir av düşüncesi uyandırmakta hem de soruşturma gizliliğinin ihlali ve kişisel verilerin hukuka aykırı kullanıldığına dair kanıtlar sunmaktadır.

Yazımızda, bu durumu değerlendirirken, konuyu özgürlük perspektifinden ele alıp uyuşturucu kullanma suçuna hukuki ve etik bir bakış açısıyla yaklaşmayı hedefliyoruz.

Bireysel Özerklik ve Devletin Koruma Yükümlülüğü

Bireylerin kendi iradeleriyle kendilerine zarar vermeleri mümkündür. Liberal hukuk sistemleri, bireyin özgürlüğüne müdahale etmemeyi tercih eder.

Ceza hukuku alanında, bireyin yalnızca kendisi üzerinde etkisi olan eylemlerinin suç sayılmaması gerektiği kabul edilmektedir. En basit örneğiyle intihar, ceza hukuku açısından yasaklanmamıştır. Yani bireyin haklarını tamamen sona erdiren bir eylem, ceza hukuku tarafından cezalandırılmaz.

Elbette ki, hukuk sistemi ceza hukuku ile sınırlı değildir. Devletin, bireysel hakları koruma yükümlülüğü bazen üstünlük kazanabilir. Bu durum, trafik kanunları gibi birçok alanda kendini göstermektedir. Örneğin, motosiklet sürerken kask takmak veya otomobilde emniyet kemeri takmak zorunludur. Bu gibi durumlarda, ihmal suç sayılmakta ve trafikte cezalar uygulanmaktadır. Dolayısıyla, devletin bireylerin temel haklarını korumaya yönelik pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır.

Liberal hukuk sistemlerinde, özellikle ceza hukuku müdahalesinin geçerliliği, eylemin bireysel etkisiyle ters orantılıdır; yani eylemin topluma veya diğer bireylere vereceği zarar arttıkça, bu eyleme müdahale edilmesi meşru hale gelir.

Uyuşturucu Kullanımının Özgürlük Olarak Değerlendirilmesi

Uyuşturucu maddelerin kişisel kullanımının suç sayılması, oldukça tartışmalı bir konudur. Bu bağlamda, dünya genelinde liberalleşme eğilimi gözlemlenmekte ve pek çok ülke sınırlı yasallaştırmayı gündeme almakta. Örneğin, Almanya 2024’te esrarın bireysel kullanımı için bazı düzenlemeler yaparak, bu konuda önemli bir adım atmayı planlamaktadır.

Türk Ceza Kanunu’na göre, uyuşturucu bulundurmak ve kullanmak açıkça yasaktır; ne tür ne de miktar farklılıkları kabul edilmemektedir. Bu noktada, “kamu davası açılmasının ertelenmesi” ve “denetimli serbestlik” seçenekleri cezasızlık değil, yargılama sürecinin istisnasıdır.

Bu çerçevede, bireylerin yalnızca uyuşturucu kullanıyor olmalarını suç saymak, gerçekten de meşrulaştırılabilir mi? Bu mutlak yasağın, bireyin özbelirlenim hakkına aşırı bir müdahale oluşturduğunu düşünmüyor muyuz?

Devletin müdahale yetkisini savunmak için iki temel argümandan bahsedilebilir: bireysel ve toplumsal argümanlar.

Bireysel argüman, kişinin uyuşturucu bağımlısı olması durumunda, hür iradesinin etkisizleşmesi gerçeğine dayanmaktadır. Ancak, her uyuşturucu kullanıcısının bağımlı olmadığı unutulmamalıdır; dolayısıyla, sürekli ceza uygularsanız, liberal hukuk sistemiyle çelişmiş olursunuz.
Toplumsal argüman ise kişinin kendi sağlığı dışındaki diğer bireyler veya toplum için oluşturduğu riskler nedeniyle müdahaleyi haklı kılabilir. Uyuşturucu kullanımı, genelde bir toplum sağlığı meselesi olarak değerlendirilmekte ve bu yüzden cezalandırılma söz konusu olmaktadır.

Sonuç

Özgürlükçü bir devlette asıl amaç, sorumluluğu ve kısıtlamayı değil, bireylerin haklarını korumayı sağlamaktır. Çoğu zaman, devletin özgürlük alanına artan müdahalesi, insan hayatının daha temel meselelerinde gösterilen toptancı ve ilgisiz yaklaşım göz önüne alındığında daha da sorgulanır hale geliyor.

“`