Ertuğrul Özkök: Acaba Diyanet bu hafta gelen sekiz tane üç harfli işaretine ne diyecek

* Zamanın Ruhu
Ertuğrul Özkök

Acaba Diyanet bu hafta gelen sekiz tane üç harfli işaretine ne diyecek

Bir haber sitesi geçen cuma sabahı şu manşeti attı:
“Bu hafta hayaletler, hortlaklar, cinler cirit atıyor…”
Hemen paniğe kapılmayın…
Önce meseleyi anlatayım…
Türkiye’deki sinema salonlarında geçen cuma günü 4 ilginç film gösterime girdi.

Atatürk’ü kaldıran Disney, bu hafta “üç harflileri” getirdi

Biri “Perili Köşk.”
Orijinal adı “Haunted Mansion…”
Disney yapımı bir film. Hayaletlerin, cinlerin, perilerin işgalindeki bir evi satın alanların hikâyesi.
Anlayacağınız bir “Üç Harfliler” filmi.. Yani cinler, periler…
Öteki bir İtalyan filmi…
“Sessiz Kabus..”
Tek başına bir evde kalan kadının üç harflilerle (cinlerle, perilerle) mücadelesi…
Üçüncüsü ise bir Türk filmi…
Adı “Oda…”
Genç bir adamın sevgilisinin evindeki gizemli varlıkların, yani üç harflilerin, sırrını araştırıyor..
Durun bitmedi bir de dördüncüsü var o da bir Türk filmi…
Onu adı da “Ehl-i Cin…”
Yani adıyla sanıyla üç harflilerin ta kendisi…
Tatile çıkan gençlerin bir köydeki cinle mücadelesini anlatıyor.
Bir haftada 4 tane “üç harfli”, cin, peri, hayalet filmi…

Tesadüf diyebilirdik ama aynı hafta 4 derginin kapağı olmasa

Bir tesadüf mü…
Öyle deyip geçebilirdim.
Ama olay cuma günü gösterime çıkan bu 4 filmle sınırlı değil.
Bu hafta 4 önemli dergi de kapağını üç harflilere ayırmıştı.
O dergilerin konularını da alt alta yazıyorum.
(*) Fransa’nın en ciddi gazetelerinden Le Figaro’nun geçen haftaki Le Figaro Magazin dergisinin kapak konusu şöyle:
“Perili Evlerin Sırrı…”
İçeride tam bir dosya…
(*) Yine en ciddi haftalık dergilerden biri olan l’Express’in kapak konusu:
“Ezoterizmin Korkutan Yükselişi…”
(*) Amerika’nın en ciddi dergilerinden “New York’un” kapak konusu…
“Travma…”
(*) Ce New Scientist dergisinin ağustos ayı kapağı: Kainatın hafızası mı var…”
Birbiriyle ilgisi yok gibi görünüyor ama çok var.
Ona da geleceğim…

1988’de bir perili evde sallanan beşik olayı

Önce Le Figaro’nun kapağından başlayayım.
Çünkü bu kapak gösterime çıkan “Perili Ev” filmiyle de ilgili.
Ama derginin anlattığı hayali film senaryosu değil gerçek bir olay.
1988 yılının Ağustos ayında Fransız bir aile, Provence bölgesinde, kırsal yörede tatil için bir ev kiraladı.
Ne var ki ilk gece başlarına acayip bir olay gelir.
Evdeki odalardan birinde sallanan bebek beşiği vardır. Bu beşik gece yarısı birden sallanmaya başlar.
Işığı açıp bakarlar. Pencereler kapalıdır, odada kimse yoktur.
O evde kaldıkları üç hafta boyunca başlarına birçok tuhaf olay gelir.
“Sanki bir enerji, bizim yemek odasına girmemizi engellemeye çalışıyordu” diyor ailenin babası.

Yüzde kaçımız üç harflilere inanıyor

Şimdi sıkı durun…
Fransa halkının yüzde 10’u hayatı boyunca, “O an orada olması mümkün olmayan bir insanı gördüğünü” söylüyormuş.
Yani her 10 kişiden biri, bir hayalet gördüğüne inanıyor.
Filmi yapılan “Poltergeist” sendromu…
Zamanın Ruhu anlamına gelen “Zeitgeist” gibi Almanca ve “Belalı Ruh” anlamına gelen bir kelime…
Daha doğrusu insana “Musallat olan belalı ruh…”

Belalı ruhlar daha şimdiden kaçımızın evini işgal etti

Peki inanacak mıyız buna…
Sizi bilmem ama 2023’te yapılan bir ankete göre, üç harflilere, yani, “hayaletlere”, “cinlere”, “perilere”, “belalı ruhlara” inanan insan sayısı Batı’da 2005’den bu yana 10 puan artmış.
Demek ki, “Pozitiv düşüncenin” beşiği sayılan Batı’da bile, üç harfliler ve “Belalı ruhlar” tahminimizden çok insanın evini ve beynindeki kulübelerini şimdiden işgal etmiş durumda.
Kuran’ın 72’inci suresinin adının “Cin Suresi” olduğunu ve bunun 72 ayetten oluştuğunu düşünürsek, “üç harfli” işgalinin “Uzaydan gelen Alien istilasından daha büyük olduğunu söyleyebiliriz.

Camdan tabuttaki prensesin mektuplarını kim getirdi?

Peki insanlar fiziken görmedikleri bir şeyi nasıl görür gibi olurlar…
Tours Üniversitesi Kültür Tarihi öğretim üyesi Prof. Stephanie Sauget, “Çünkü hayaletlerin, cinlerin, perilerin yerine getirdikleri bir görev vardır” diyor.
Bunu Fransa tarihine geçmiş “Pere Lachaise mezarlığının camdan tabut” söylentisi ile açıklıyor.
1893 ile 1937 yılları arasında geçen 44 yıl boyunca dünyanın 66 ülkesinden, Paris’te ünlü insanların yattığı Pere Lachaise Mezarlığı yönetimine yüzlerce mektup yazılmış.
Yönetim bu mektuplardan 62’sini bugün de arşivinde saklıyor.
Mektup yazanların hepsi o mezarlıkta yattığını söyledikleri bir Rus Prensesi hakkında bilgi almak istiyor.

Cam tabutta benimle 365 gün, 365 gece benimle kalana

Daha doğrusu bu prensesin bıraktığı mirasla ilgili sorular bunlar.
Söylentiye göre Rus prenses vasiyetinde, naaşının camdan bir tabuta konmasını, bir odaya yerleştirilmesini istiyor.
Tabutunun başında 365 gün 365 gece kendisi ile birlikte kalacak bir kişiye de servetini bırakacağını söylüyormuş.
Oysa ne böyle bir prenses ne de böyle bir vasiyet var.
Prof. Sauget’nin bu çalışması Fransa’nın en önemli araştırma kuruluşlarından biri olan CNRS (Milli Bilimsel Araştırmalar Merkezi) tarafından yayınlandı.
Peki bu insanlar olmayan bu prensesi ve vasiyetini nereden öğrendi?
“Hayaletlerden…”
Yani bu olayla ilgisi bulunan bir kimsenin hayaletinden…”

Perili evlerin duvarındaki hafıza kartı mı acaba

Tabii pozitif düşüncenin de buna söyleyebileceği bir şey var.
Bir teze göre bunun altında “memory” dediğimiz şey bulunuyor.
Yani hafıza, yani bellek…
Bir teze göre, perili evlerin duvarları, aslında o evde daha önce yaşanmış bir olayın, travmanın enerji kaldı, hafızasıdır.
Memory, hafıza, travma mı dediniz…
Orada bir durun, çünkü Amerika’nın önemli dergilerinden “New York’un son sayısının kapağına gideceğiz.
Yani “Travma” olayına…

Tırlak profesörlerin dönüşü muhteşem oldu

New York dergisinin son sayısının kapağında, insana temizlik tozu kutusu reklamı izlenimi veren bir desen ve “Trauma” kelimesi var.
Ama içerdeki dosya “Tırlak profesörlerle” ilgili…
Hani Jerry Lewis’in “Nutty Professor” filmindeki karakteri var ya onun gibi iki tip.
Şimdi iki tırlak veya çatlak profesörün hikayesine gidelim.
Dünyanın en ünlü üniversitesi Harvard, 1990’lı yıllarda, kadrosundaki iki öğretim görevlisine birer mektup gönderdi.
Mektubun özeti şuydu:
“Bundan böyle üniversitenin izni olmadan hiçbir bilimsel makale yayımlamayacaksınız…”
Yapacakları yayınlar üniversitenin kalite kontrolundan geçecekti.

Uzaydan gelenlerin kaçırdığı insanlar

Bu öğretim üyelerinden birinin adı John Mack’di…
O yıllarda uzaydan gelen varlıklar (Aliens) tarafından kaçırıldığını söyleyen insanlarla ilgili psikolojik çalışmalar yapıyordu.
(Bir süre sonra kendisi de bu kaçırılma olaylarına inanmaya başlamış)
Ötekinin adı ise Bessel van der Molk’tu…
O da insanların geçirdiği travmalar üzerine çalışıyordu.
Aradan 30 yıl geçti…
Her ikisi de Harvard’dan ayrıldı.
Her ikisi de alanlarında çok ünlü oldu ve kitapları milyonlarca satıyor.

Yaşadığımız travma beyinde kendine özel bir ev mi açar?

Bizim konumuzu ilgilendiren Bessel van der Kolk’un bütün dünyaca ünlü “The Body Keeps the Score” adlı kitabı…
Kitap “Beden Kayıt Tutar” başlığı ile Türkçe’ye de çevrildi.
Harvard’ın “Tırlak Profesör” muamelesi yaptığı adamın bu kitabı 37 dile çevrildi ve 3 milyondan fazla sattı.
Ona göre, “Travma” insan beyninde kendine özel bir ev açar ve orada kendi arşivini tutar…”
Sıradan hafızanın duvarları ise bu kadar kuvvetli değildir ve zamanla unutulur, silinir, şekil değiştirir, kaybolup gider.

Son işaret: New Scientist dergisinin bu haftaki kapağı

Tam bunları konuşurken bu defa bu ayın ilk haftasında “New Scientist” dergisinin kapağı geldi…
Kapakta aynen şu yazıyordu:
“Kainatın hafızası var mı…”
Böylece “memory” kelimesi yine karşımıza çıkıyordu.
Beden ve beyin gibi kainat ta kayıt tutuyordu…

Acaba üç harfliler o travma evinde mi iskân ediliyor

Şimdi bilim insanları soruyor…
Perili ev işte beyindeki o özel travma evi midir…
Üç harflilerin evi orası mıdır…
Şurası kesin… Travmanın duvarları ise perili evlerin duvarları gibidir.
Travmatik olayı hatırlar ve geri çağırır.
Asıl hayaletli ev, yani Poltergeist işte bu özel arşivin saklandığı kalın duvarlardır.
Cam tabuttaki prenses hikayesi işte o duvarlar arasında karşılaştığımız hayaletlerin bize aktardığı şeylerdir.

3 harfli belalı ruhlar evinde bize kim rehberlik ediyor?

Böylece “Belalı Ruhlar Evi” ziyaretimizin son durağına geliyoruz.
Yani bize bu Belalı Ruhlar evinde kim rehberlik yapıyor?
Kimler bizi bu üç harflilerle, cinlerle, perilerle, hayaletlerle buluşturuyor, mezarlıklara o mektupları yazdırıyor…
Sorunun cevabını almak için bu haftaki L’Express dergisinin kapak konusuna gidiyoruz..
“Ezoterizmin korkutucu yükselişi…”
Ezoterizm;
“Bir konudaki derin bilgilerin ve sırların ehil olmayanlardan gizlenerek, bir üstad tarafından sadece ehil olanlara inisiyasyon yoluyla öğretilmesi…”

Instagram’da tarot hesabını 23 milyon kişi takip ediyorsa, imamlar nerede

İyi de bunun öğrenileceği yer camiler, kitabı kutsal kitaplar, öğretmeni de hocalar imamlar değil mi…
Niye camilerin duvarları, avluları, mihrabın önü değil de perili evlerin duvarları çekiyor artık bizi kendine…
Niye hocalar, imamlar, rahipler, hahamlar değil de şamanlar, büyücüler, medyumların ve şarlatanlar yükseliyor…
Niye dinler gerilerken, şamanlar medyumlar astrologlar hayatımızda daha önem kazanıyor?
Niye camiler, kiliseler sinagoglar hergün biraz daha boşalırken şamanların, guruların, astrologların çevresinde izdahamlar başladı.
Camiler cemaatsiz kalırken, niye 23 milyon insan Instagram’daki “tarot” sayfalarını takip ediyor…

Diyanet’in dikkatle incelemesi gereker bir hafta ve 7 işaret

Acaba pandemi sonrasının yeni insanı hayaletle evlerde, belalı ruhlar arasında mı doğuyor…
Bu hafta işte böyle bir haftaydı..
Dört hayalet, perili ev, belalı ruh filmi…
Dünyanın en pozitivist iki ülkesinde 4 ayrı derginin, sanki ilahi bir emir almış gibi kapaklarını bu konulara ayırması…
Sizce bir tesadüf mü…
Yoksa Diyanet İşleri Başkanı’nın elindeki kılıcı bırakıp, bilimsel gözle bakması gereken bir işaret mi…

* Ertuğrul Özkök’ün “Newsletter” formatında paylaştığı yazısı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir